[mp3player height=80 config=fmp_jw_widget_config.xml file=http://depo.salihozdemir.net/R.E.M.%20-%2014%20-%20The%20One%20I%20Love.mp3]
Seni yazmak gerek…
[mp3player height=80 config=fmp_jw_widget_config.xml file=http://depo.salihozdemir.net/R.E.M.%20-%2014%20-%20The%20One%20I%20Love.mp3]
Seni yazmak gerek…
Merhaba,
Adımı bilmeniz gerekmez. Daha 10 yaşındayken annemden uzun bir çocuktum, şu an ise tam iki katı uzunluktayım. Annem bir cüce. Çoğunuza komik gelir böyle bir durum. Yürüyüşleri gariptir cücelerin, elleri, kolları, omuzları sizinkine benzemez. Tüm uzuvları küçük olduğu için pek rahat hareket edemezler, garip görünürler gözünüze. Öyle ki ben hala alışamadım annemin ufacık olmasına.
Babam ölmüş, o da ufak tefek bir adammış. Normal insanların kısalarından… Annem öleli ise bugün tam bir yıl oluyor. Annem ufacık bir kadındı. Görseniz, görenleriniz de olmuştur belki, tabutunu tek bir insan kucaklayabilirdi. Ama yine de uzun, kalın, tahta çubuklar üzerindeki ufacık tabutu bir yığın insan taşıdı omuzlarında.
Çocukken belki, hatırlamıyorum; ama gençliğim boyunca sarılamadım anneme doyasıya. Ben yerde oturmuşken okşadı başımı yahut yatarken. Uzanamazdı elleri yüzüme, ellerini öpmek için eğildiğimde bir bayram sabahı “Başkasına eğilmesin belin, boynun.” diye dua etmişti gözleri nemli. Onun için ben “aslan gibi” bir evlattım, yanımda sincap olmaktan hiç utanmadı.
Dedim ya, bugün bir yıl doluyor. Belki ben hala devam ediyorum büyümeye, uzamaya, onunsa ufacık bedeni çürüyor.
Ama sen rahat uyu anne. Allah biliyor sen de biliyorsun, senden hiç utanmadım.
Annelerin en büyüğüne.
Çocukken yatağıma yattığımda annemin öldüğünü varsayıp, “Acaba annem ölse ne olurdu?” deyip, gece boyunca ağladığımı hatırlarım.
Sunday Times’ta yer alan habere göre, kadının erkeğe duyduğu aşk en fazla dört yıl sürüyor. Bunun nedeni ise çok daha ilginç!
Amerikalı antropolog Prof. Dr. Helen Fisher, on beş yıl boyunca altmış iki ülkede yaptığı araştırmayı sonuçlandırmış. Araştırma ise kadının aşkının ne kadar sürdüğü üzerine.
Sunday Times’ta yer alan habere göre, kadının erkeğe duyduğu aşk en fazla dört yıl sürüyor.
Kadının âşık olmasını sağlayan beyin kimyasalları üç yıl içinde tükeniyor. Dördüncü yılda ise kadın yeni bir aşk bulmak üzere çevresine bakınmaya başlıyor.
Kadın erkeği neden yedekliyor?
Yani bu şu anlama geliyor; kadın üç yılının sonunda yeni bir aşkı bulana kadar kendisini garantiye almak için eskiyen erkeği yedekte tutuyor.
Kültürel, sosyal ve ekonomik koşullar evliliği yapay olarak uzatsa da, genetik koşullar bu duruma ‘ı-ıh’ diyor ve gizli ya da açık arayışlar başlıyor.
Bizden başka hiçbir memelinin aşkı bu kadar sürmüyor.
Helen Fisher’a göre kadın, dört yıl içinde erkeğe duyduğu aşkı imha edecek genetik programa sahip. Çünkü erkeğin de poligam olduğunu söylüyor. Yani kadın, aşkı sürdüğü sürece partnerine sadık, erkek ise fırsat bulduğu anda partnerini aldatmaya hazır.
Her şey “kalite kontrol” için
Cinselliği, sadece üreme ve nesli devam ettirme içgüdüsü olarak değerlendirdiğimizde bu farkın nedenini anlamak kolay oluyor. Ayda sadece bir yumurta üreten kadının, yumurtasını dölleyeceği erkeğin kim olacağına özenli bir seçimle karar vermesi gerekiyor. Çocuğu doğurup büyüten de kendisi olacağı için en iyi seçimi yapması çok önemli.
Bu yüzden erkeği uzunca bir süre ‘kalite kontrolü’nden geçirmeye ihtiyaç duyuyor. Aşk kimyasalları, kadının erkeği ‘sınavdan geçirme’ dönemini zevkli hale getiriyor.
Dikkatli olalım beyler, bunlar doğruysa okulu uzatan hatunu kaybeder.
Benekli Denizkızı’nı ilk gördüğünde şaşkınlıktan konuşamamış. O, şu ana kadar gördüğü tüm balıklardan farklıymış. Ne çok büyükmüş ne de kendisi gibi çok küçük. Gözleri rengarenk ve balıklarınkinden daha büyükmüş. Onun da bedeninden uzanan solungaç gibi uzantıları varmış. Benekli Denizkızı’nı yeteri kadar izledikten sonra konuşmayı başarabilmiş.
Benekli:Me-merhaba.
Denizkızı: Merhaba küçük dostum. Buraya kadar neden geldiğini tahmin edebiliyorum. Bunu isteyen ilk balık değilsin.
Benekli: Ben denizin üzerini merak ediyorum. Ağaçları görmek istiyorum.
Denizkızı: Biliyorum.
Benekli: Sen denizin dışında da yaşayabiliyormuşsun. İnsanları da tanıyor olmalısın. Bana yardım eder misin? Senin gibi olmak istiyorum. Benekli bunları söylerken çok heyecanlıymış.
Denizkızı: Üzgünüm küçük dostum, sen benim gibi rahatça denizden çıkamazsın. Anlatmaya devam et.
Benekli Denizkızı’nın dediğini yapmış ve hayallerini uzun uzun anlatmış. Denizkızı bazen kahkahalar atarak bazense dikkatle Benekli’yi dinlemiş. Benekli artık konuşmaktan yorulduğunda sıra Denizkızı’na gelmiş. Denizkızı ona bunun çok tehlikeli olduğunu, suyun dışında yaşayamayacağını, kıyının sandığından çok daha tehlikeli olduğunu söylediyse de dinletememiş. Benekli kıyıya kadar yüzüp denizin dışını seyretmek istiyormuş. Denizkızı Benekli’nin ısrarına dayanamayıp bildiği her şeyi ona öğretmeyi kabul etmiş.
Denizkızı önce ona denizin dışındaki varlıkların isimlerini öğretmiş. Daha sonra insanları ve insanların nasıl yaşadıklarını, insanlarla balıkların ilişkisini anlatmış. Benekli insanların balıklarla beslendiğini duyunca çok üzülmüş.Benekli’nin öğrenmekte en çok zorlandığı kısım insanlarla konuşma, insanlara sesini duyurma bölümü olmuş.
Denizkızı bıkmadan usanmadan Benekli’yi eğitmeye devam etmiş. En sonunda Benekli insanları hangi kıyılarda bulabileceğini, onlarla nasıl konuşulacağını, deniz yüzeyine yaklaştığında neler yapması gerektiğini, olta yemlerini, balıkçı ağlarını nasıl fark edeceğini ve onlardan nasıl kurtulabileceğini öğrenmiş. (Devamı var…)
Kayalıkları uzaktan gördüklerinde Benekli, Arkadaş Balık’a uzun uzun teşekkür edip artık geri dönmesi gerektiğini söylemiş. Arkadaş Balık yol boyunca ne kadar ısrar ettiyse de Benekli’yi birlikte devam etmeleri konusunda ikna edememiş. Boynu bükük geri dönmeyi kabul etmiş, vedalaşmışlar.
Benekli en büyük kayalığa yaklaştığında daha önce görmediği türden büyük balıklar onun yolunu kesmiş ve nereye gittiğini sormuşlar. Benekli kısaca hikayesinden bahsetmiş. Balıklardan biri “Burada bekle. Denizkızı’na haber vereceğim. Seninle görüşmek isterse seni onun yanına götürürüm.” demiş.
Benekli Denizkızı’nın nasıl bu kadar değerli olduğunu düşünürken balık geri gelmiş. Denizkızı’na giderken Benekli öyle heyecanlıymış ki kuyruğunu hızlıca kıvırıp kendi etrafında dönerek yüzüyormuş. (Devamı var…)
Benekli günlerce denizkızı hakkında diğer balıklara sorular sormuş. Öğrendiklerini unutmamak için kendi kendine sık sık tekrarlamış. Sonunda onu nerede bulabileceğini de öğrendiği zaman yola koyulmaya karar vermiş. Denizkızı evi kıyıya yakın kayalıkların en büyüğünün altındaymış.
Benekli uzun bir yolculuğun ardından oraya ulaşmış. Yolda karşılaştığı balıklara hikayesini anlatmış. Hepsi denizden çıkma fikrinden etkilenmiş ama bir yandan da korkmuş. Benekli ona yardım etmek isteyen bir balığı da yanına alarak yolculuğunu onunla beraber sürdürmüş. Yol boyunca Benekli hiç susmamış, tüm hayallerini Arkadaş Balık’a anlatmış.
Arkadaş Balık öyle etkilenmiş ki bir keresinde “Ben de seninle denizin dışına çıkmak istiyorum.” demiş. Benekli’nin bu isteği reddetmekten başka çaresi yokmuş. Çünkü bu hayal onun ölümüne sebep olabilecek kadar tehlikeliymiş. Kendisi bu yolda ölmeyi göze almış ama Arkadaş Balık’ın ölme ihtimalini göze alamamış. Bu yüzden yolun geri kalan kısmında ona bunun tehlikelerinden bahsetmiş.
Benekli tek arkadaşı olan Arkadaş Balık’ı çok sevmiş.
(Devamı var…)
Yazan: Salih Özdemir
Resmeden: Nisa Büyükgebiz
ÖNSÖZ
-Küçük- Kız kardeşim Ceren, Bu masalı yazmak kısmen zor olmuştur diye tahmin ediyorum. Şahsen resimlerini çizmek biraz zordu; fakat keyifliydi. Masal kitabı,okudukça gülümsemen için. Büyüyor olduğunu kabullenmekte hep zorluk çekeceğim. Bu süreçte lütfen bana kızma. İyi ki doğdun! Seni seviyorum, Ablan Nisa.
BÖLÜM 1
Zamanında, Akdeniz açıklarında kırmızı renkte, pulları pırıl pırıl, gözleri kocaman, kuyruğu tülden, sırtı benekli bir balık yaşarmış. Aslında balıkların kendi aralarında özel bir ismi yoktur, hepsi balıktır. Ama biz baş kahramanımız olan bu balığa bir isim koyalım ve ona “Benekli” diyelim.
Ailesi o daha çok küçükken uzaklara göç eden Benekli’nin canı son günlerde çok sıkkınmış. Bunu farkeden arkadaşları ona neyi olduğunu sorduklarında bir cevap alamazlarmış. Aslında Benekli de bu can sıkıntısına bir anlam veremez, diğer balıklardan kaçar, yalnız kalmak istermiş. En sonunda Benekli ihtiyacı olan şeyi bulmuş. Hiç görmediği bir şeyleri görmek, keşfetmek istiyormuş. Fakat denizin içi hep aynıymış. Mercanlar bazı yerlerde sarı bazı yerlerde yeşil oluyormuş. Ne kadar yüzerse yüzsün denizin içinde görebileceği şeyler hep birbirine benziyormuş. Bu yüzden denizin dışını görmek istemiş. Birkaç defa denizin yüzeyine çok yaklaşmış fakat korkmuş, devam edememiş. Bu merak, içinde büyüdükçe araştırma yapmaya başlamış. Denizin dışında neler olduğunu, orayı nasıl görebileceğini ve daha fazla şeyi öğrenmek için karşısına çıkan diğer tüm balıklara bununla ilgili şeyler sormaya başlamış.
Karşısına ilk çıkan bir ahtapot olmuş.
Benekli: Ahtapot amca, denizin dışında neler olduğunu biliyor musun?
Ahtapot: Hayır, bilmiyorum. Çünkü su olmadan biz balıklar yaşayamayız. Denizin dışına çıkamayız. Bizim için en uygun yer denizin içidir.
Ve sonrasında diğer balık arkadaşlarıyla karşılaşmış.
Benekli: Balıklar, size bir şey soracağım.
Balıklar: Evet, sor. Derken hepsi Benekli’nin etrafında halka oluvermişler.
Benekli: Ben denizin dışındakileri merak ediyorum. Bana yardım eder misiniz? Her şeyi bilmek istiyorum. İçlerinden biri hemen lafa atlamış.
İri balık: Bir keresinde babam bir oltaya yakalanmış ve suyun dışına çıkmıştı. Orası çok kuruymuş, babam öyle dedi. Orda bizler yaşayamazmışız. Buradaki mercanların ve yosunların çok daha büyükleri varmış; adları da ağaçmış.. Hem deniz aslında dışarıdan masmavi görünüyormuş. Sonra babam çırpınırken oltadan suya düşmüş.Orda insanlar varmış. Biz balıkları yakalayıp yemek için oltalar hazırlayıp bizi kandırmaya çalışıyorlarmış. Denizin dışını onlar yönetiyormuş. Sanırım insanlar bizi pek sevmiyor. O yüzden denizin dışına çıksak da, onlar bizi yemek için öldürürler.
Benekli iri balığın anlattıklarını dinlerken bir yandan da dışarının nasıl olduğunu hayal etmeye çalışıyormuş.
Aslında hayal etmesi çok da zor değilmiş. Benekli iri balığın anlattıklarını çok merak etmiş fakat üzülmüş. İnsanların balıklarla ne alıp veremediği olduğunu düşünmüş. Keşke bizi sevselerdi, bize denizin dışını gösterselerdi diye içinden geçirmiş.Ve aklına bir fikir gelmiş.
Benekli: Peki insanlarla dost olan bir balık yok mudur hiç? diye sormuş umutla. İçlerinden en yaşlı olan siyah balık bu soruya cevap vermek için kıvrak bir bel hareketiyle diğer balıkların arasından sıyrılıp öne atılmış.
Siyah Balık: Denizkızı var, o insanlara çok benzer. Hem insanlarla konuştuğunu da söylerler. Belki seni insanlarla tanıştırabilir.
Benekli teşekkür edip neşeyle oradan ayrılmış. Onu hayallerine ulaştırabilecek bir yol bulduğu için çok sevinmiş. Şimdi denizkızını bulmak için yeni araştırmalar yapması gerekiyormuş.
(Devamı var…)
Peşimi Bırakma