Katsayı
Araya bayram girdi, yazamadık.
Şu katsayı meselesini…
*
Vicdanının sesini dinlediğini iddia eden bazı arkadaşlar, “Neden imam hatiplere, meslek liselerine katsayı engeli olsun? Her vatandaş eşit değil mi, bu nasıl adalet?” diye soruyor.
*
Halbuki vicdan, adaletli olmalı.
*
Düz liseye giden çocuk, risk alıyor. Moda deyimle, “risk grubunda”dır… Üniversiteyi kazandı kazandı… Kazanamadı, mesleksiz kalıyor, ayazda… Dolayısıyla bu aldığı riskin bir ödülü olmalı: Katsayı avantajı.
*
Meslek lisesini tercih eden çocuk, düz liseye gidenin aldığı riski almıyor. Üniversiteyi kazandı kazandı… Kazanamadı, altın bileziği, mesleği var. Haliyle, iş bulma şansı da var.
*
İmam hatibi tercih eden çocuk ise… Hem düz liseye gidenin göze aldığı riski almıyor, hem de, meslek lisesine gidenlere göre avantajlı. Çünkü, üniversiteyi kazandı kazandı… Kazanamadı, imam olarak, işi garanti, devlet güvencesiyle başlıyor. Dolayısıyla, göze almaya korktuğu riskin, bir ceremesi olmalı… O da, katsayı dezavantajı.
*
(Aslına bakarsanız, imam hatiplerin yolunu açmak için, tüm meslek liselerinin aynı kapsamda değerlendirilmesi de yanlış… Meslek lisesini bitiren çocuğun mesleği var ama, işi garanti değil… Devlet baba, imamlar gibi banko işe almıyor, elektrikçileri, tornacıları… Bu nedenle, meslek lisesini bitirenlerin katsayısı, düz liseden az, imam hatiplerden çok olmalı.)
*
Sıkışınca da diyorlar ki:
“İmam hatibe gitsin, fena mı, dinini öğrensin, dinini bilen doktorlar, avukatlar olsun.”
*
Boşver sen doktoru moktoru, Cumhurbaşkanımız mesela, düz lise mezunu… Dinini bilmiyor mu? Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç, düz lise mezunu… Namaz kıldıramaz mı?
*
Katsayı engel değildir…
Aksine, adalettir.
*
Ve, vicdanının sesini dinlediğini iddia eden arkadaşların sormadığı soru şudur: “Cami sayısı belliyken, memleketin bu kat be katsayıda imama ihtiyacı var mı?”
Yılmaz Özdil diye bi’ eleman yazmış bunu. Burda alenen hakaret etmek olmaz di’ mi? Olmaz. Fakat bu adam sanki yabancı bi’ ülkeden hatta evrenden gelmiş gibi arkadaş. Sanki adam bu ülkede eğitim görmemiş, kulaktan dolma şeyler üzerine konuşuyor gibi. Hatta aynen öyle. Zaten beyni de duydukları ve okuduklarını tek yönlü yorumlamaya(yanlı) alışık olduğundan sorun yaşamamış arkadaş. Vicdan falan deyip damardan girmeye çalışmış ama olmamış. Olmamış yahu…
Okudum, götümle güldüm. Adamın adını da ezberledim. Birisi “aha bak şu Yılmaz Özdül, Hürriyet yazarı” diye işaret etse gider ensesine bi’ şaplak atarım. Şiddetle çözülmez o ayrı…
Peşimi Bırakma