Yaparken dudaklarım çok seksi görünüyor, eminim.
Şu an oturduğum masayı hak edebilmek için sinek avlayan bu çay bahçesinde 3 tane demli çay içtim. Bir arkadaşım için doğum günü hediyesi hazırlıyorum. Burası hoşuma gidiyor, Nisa’yla oturduğumuz masaya oturup laptopun şarjı bitene kadar entel dantel işlerle uğraşıyorum. Arada kafamı kaldırıp güzel kız var mı diye etrafı süzüyorum.

kaç saat
Abim bana eski kol saatini hediye etti. Zaten gözüm vardı o saatte neyse ki nazarım değmeden alabildim. Uzun zamandır bir kol saatim olsun istiyordum. Kordonu kısaydı, abim kordonunun yedek parçalarını da kaybetmiş. Ben de internetten yedek bir metal kordon araştırdım ama bulamadım. Bugün Gazi Caddesi’nde bir saatçiye bıraktım, eğer bulabilirse birkaç diş ekleyecek kordona. Böylece manasıyla, maddiyatıyla, estetiğiyle çok seveceğim bir saatim olmuş olacak. Çok heyecanlıyım.
Abim demişken aklıma geldi,
Abimlerden dönüyoruz, Merzifon arabasından indik, otogardan Samsun’a giden bir arabaya bineceğiz. “Nisa, bi’ baksana.” dedim. Sonra ansızın takıverdim. Ne zaman bahsini açsam gülüyor. Doğrusu, benim de gülesim geliyor, hoşuma gidiyor.
Lisede tarih derslerinde en az bir kez Nail Hoca’nın “ansızın” öğretmen masasının üzerine çıkıp soyunurken erotik dans yaptığını hayal eder kahkalarla gülerdim. Nadiren de olsa Nisa’ylayken de böyle şeyler oluyor. Bir şey söylüyor, ben de istemli olarak böylesi bir halüsinasyonlar kurup gülüyorum. “Yaa, ne gülüyon?” dediğinde de “Hoşuma gitti.” diyorum. Şimdi bu yazıyı o da okuyup “Hıaaa!” diye haykıracak. Ama yok lan, çok nadiren oluyor. Valla bak.
Sevgiyle.
Peşimi Bırakma